Mah├žup olmayalım.../ HALİL KOCA

Biz insanlar hayatımız boyunca hep birilerine mahcup olmamak için bir takım şeylere kendimizi zorunlu hissederiz.

Biz insanlar hayatımız boyunca hep birilerine mahcup olmamak için bir takım şeylere kendimizi zorunlu hissederiz.


Örneğin, bir gün bir evde temizlik vardı. Aile reisi eşine der ki; ‘’ ev zaten temiz, üstelik bize gelen giden de olmayacak. Neden temizlik yapıyorsun ?’’
Kadın der ki : ‘’eğer birileri gelirse mahcup oluruz.’’
Çevremizdeki insanlara mahcup olmamak ve onların hoşnutluğunu kazanabilmek için tüm bunlar için gayret gösterip çaba harcarken çoğu kez bir şeyi hesaba katmayı unuturuz…

Bizleri yoktan var eden, bu dünyanın nimetlerini önümüze seren, bizi rızıklandıran ve bizi koruyan yüce Allah’a karşı mahcup olabileceğimizi düşünenimiz çok azdır.
Bir gün yüce divan kurulduğunda ve bizlere; ‘’Dünyada Allah için ne yaptın?’’ sorusu yöneltildiğinde tüm benliğimizi saracak olan derin bir utanç birçoğumuzu fazla ilgilendirmemektedir…
İşte bu nedendendir ki Allah’ın rızasını kazanmak yerine kulların rızasını kazanmaya çalışırız….
İşte bu yüzdendir ki insanlara karşı duyacağımız mahcubiyet, Allah’a karşı duymamız gereken mahcubiyetin önüne geçmektedir…

Misafirlere mahcup olmamak için evimizi temiz tutarken, Allah’a mahcup olmamak için de kalbimizi temiz tutmayı unutmamalıyız.

Konuyla ilgili güzel bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum :
Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. Yıllardır yanında çalıştığı müteahhidi çok seviyordu ama artık bu işlerden iyice yorulmuştu.
İşi bırakmak ve emekli olmak istediğini çok saygı duydugu işverenine söyler. Bu duruma çok üzülen müteahhit, yaşlı ustaya son bir ev yapmasını rica eder. Marangoz kabul ederek hemen işe koyulur ama gönlünden gelerek ve ustalık maharetlerini ortaya koyarak çalışmaz. Baştan savma bir işçilik yaparak kalitesiz malzeme kullanır. Mesleğinde zirve olmanın hiçbir izini taşımayan bu evi normalinden de kısa sürede bitirir.
Evi tamamladığına sevinerek hemen işvereninin yanına koşar. Müteahhit bu işe çok şaşırır çünkü bu kadar kısa bir sürede hiç bir evi teslim edememişti kendisine.
Her iki adam evi gözden geçirmek için beraber evin bulunduğu yere giderler. Evi baştan sona dolaşan müteahhit dış kapının anahtarını marangoza uzatarak “Bu ev senin... Yıllardır bana ettiğin hizmetlerin karşılığı olarak bende sana bu evi hediye ediyorum” der.
Marangoz şoka girer. Ne kadar çok utanır. Eğer yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi ne de güzel özenerek yapardı onu!

Hayat bizim için de bazen böyledir. Gün be gün kendi hayatımızı kurarız. Çoğu zamanda yaptığımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da şoka girerek kendi yaptığımız o baştan savma evde yaşayamayacağımızı anlarız.
Eğer tekrar yapabilme imkanini bize sunsalar çok daha farklı yaparız. Tekrar bu hayatı yaşayabilsek çok daha iyi ve hatasız yaşamaya çalışırız. Ne var ki; hayata geri dönüş ve tekrar bir şeyler yapabilmek mümkün olmaz hiçbir zaman.
Marangoz sizsiniz. Müteahhit ise bize ömrümüzün sonunda dünyada yaptıklarımızın karşılığını verecek olan Rabbimiz.


Her gün bir çivi çakar bir tahta koyar ya da duvar dikersiniz ama o evi kendinize yapar gibi yaparsanız çok güzel bir eser meydana getirmiş olursunuz.

Bugün yaptığımız davranış ve seçimler yarın belki de içinde ebedi yaşayacağımız evi kurar bizlere.
Öyle ise onu akıllıca ve gönlümüzden gelerek yapalım.
Ne müteahhide karşı mahçup olalım ne de kendimize...

Selam ve duâ ile... Allah’a emanet olunuz...