Islam ve Spor┬ů/Halil KOCA

Sporun insan hayatındaki yeri ve önemi bugün herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir ve sağlıklı  bir yaşam için spor ve egzersiz yapmak zorunlu görülmektedir. Modern Tıp, birçok hastalıklar için artık çeşitli egzersizleri ve spor yapmayı tavsiye etmektedir. İslam Dini insan sağlığına gereken önemi en üst seviyede gösteren bir din olarak spor yapmayı teşvik etmiştir.

Sporun insan hayatındaki yeri ve önemi bugün herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir ve sağlıklı  bir yaşam için spor ve egzersiz yapmak zorunlu görülmektedir. Modern Tıp, birçok hastalıklar için artık çeşitli egzersizleri ve spor yapmayı tavsiye etmektedir. İslam Dini insan sağlığına gereken önemi en üst seviyede gösteren bir din olarak spor yapmayı teşvik etmiştir.

Dinimizin ilk kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’e baktığımızda bugünkü ifadesiyle direk olarak spordan bahseden ayetler görmek mümkün değildir. Ancak unutulmamalıdır ki, Kur’an çağlar üstü bir kitap olduğu için her şeyi bazen ayrıntılı olarak vermeyerek onları genel hükümler çerçevesinde değerlendirmekte ve hükmünü o devirde yaşayan İslam bilginlerine bırakmaktadır. Bu çerçevede Kur’an’a baktığımızda, Kur’an’ın bütünlüğü içerisinde spora son derece olumlu yaklaşıldığını söylememiz gereklidir. Kaldı ki, Kur’an’ın genel hükümlerinden hareket etmeye gerek kalmaksızın İslam’ın ikinci kaynağı olan Hz. Muhammed’in hadislerinde zaten sporla ilgili ayrıntılı bilgiler bulunduğunu ve sporun teşvik edildiğini görmekteyiz. Ayrıca, sağlığın korunması ve boş vaktin iyi değerlendirilmesiyle ilgili Hz. Peygamber'in birçok hadisi şerifleri mevcuttur.

 

Her şeyden önce şunu belirtmek gereklidir ki, bugün uğraştığımız spor dallarından birçoğu Hz.Muhammed zamanında mevcut değildi. Bunların hepsinin o çağda olmasını beklemek zaten haksızlık olur. Ancak kılıç, mızrak, ok gibi savaş aletlerinin kullanımı ile birlikte güreş, yüzme, atıcılık, binicilik ve koşu/atletizm Peygamber A.S. zamanında bilfiil yapılan sporlar arasındaydı. Bunlardan hareketle diğer spor dalları ve çeşitli klüplerde öğretilen uzak doğu kökenli ve savunma ağırlıklı sporlar hakkında fikir yürütmemiz mümkün olabilir. Bunun için öncelikle adı geçen spor dallarından birkaçını kısaca incelemeye çalışalım.

Atletizm (yürüme-koşu): Pek çok rivâyette yürümenin tavsiye edildiğine, ashâbın da buna önem verdiğine şahit olmaktayız. Yürüme, her yaş ve seviyedeki insanın yapabileceği bir spordur. O devrin kadınları genelde hiçbir sporla ilgilenmezlerdi. Ancak Hz. Muhammed (s.a.s)'in Hz. Aişe ile müşterek hayatlarında en az iki defa bizzat koşu şeklinde yarışa tutuştuğu bilinmektedir. Bunların ilkinde Hz. Aişe kazanmış, ancak birkaç sene sonra, yine giriştikleri bir yarışta Rasûlüllah kazanmıştı. Başka bir örnek ise, evinin hemen bitişiğindeki mekanda, müzik eşliğinde spor gösterileri yaptıran eşi Aişe'yi kınayarak engellemek isteyenlere karşı çıkmış ve bu gösterileri peygamberimiz eşiyle birlikte izlemiştir.

 Güreş: O devirde güreş sporu da pek yaygındı. Rükâne adında biri bu spor dalında ün yapmıştı. Hz. Peygamber (s.a.s) bu pehlivan ile güreşmişti. Rükâne İslâm'ı kabul etmek için Hz. Muhammed (s.a.s)'in bizzat kendisiyle güreşmesini ve bu güreşte kendisini yenmesini şart koşmuştu. Hz. Peygamber bu teklifi kabul etmiş, yapılan müsabakada, kendisine son derece güvenen Rükâne'yi şaşırtacak derecede güreşmiş ve onu üç kez mağlup etmiştir. Sonuçta Rükâne müslüman olmuştu. Ayrıca Hz. Hasan ve Hüseyin'in de Resûlullah'ın huzurunda güreş yaptıkları yer almaktadır. Güreş, Osmanlı döneminde çok büyük bir ilgi ve destek görerek geliştirilmiş ve dünya çapında bir şöhret kazanmıştır. O dönemin meşhur güreşçilerinden Kel Aliço, Adalı Halil ve Koca Yusuf’u hatırlayabiliriz... Hatta padişahlardan Sultan Abdül-Aziz’de bir pehlivandı...

Yüzme: Efendimiz atıcılık, binicilik ve koşunun yanı sıra yüzmenin de öğrenilmesi ve öğretilmesini teşvik etmiş, hatta bir babanın evladına karşı vazifelerinden söz ederken onları helâl rızıkla besleme, yazıyı öğretme yanında atıcılık ve yüzme öğretmeyi de ifade etmiştir. Hz. Muhammed (s.a.s)'ın Mekke ve Medine gibi, yakınında denizTarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. göl ve akarsu bulunmayan bir çevrede yüzme öğrenmeyi tavsiye etmesi dikkat çekicidir.

Öte yandan Mekkeliler "kürre" denilen bir tür ayak topu oynarlardı ve büyük kalabalıklar halinde oynayanları seyretmeye gelirlerdi. Mekke'nin çeşitli semtlerinde bu oyunu oynamak için sahaların bulunduğu ve Resûlüllah (s.a.s)'ın bu oyunu yasaklamadığı haber verilmektedir.                                                              

 

Islam Dini, seyirci olmaktan çok bizzat spor yapmayı teşvik eder. Herkesin kendi kapasitesine göre yapabileceği bir spor dalı vardır. Görüleceği ve anlaşılacağı üzere sünnette yer alan spor türleri gayeli, faydalı, hedefi belli oyunlardır. Bütün spor aktivitelerinde taraflar arasında kine, nefrete ve düşmanlığa sebep olacak davranışlara meydan verilmemektedir. Buradan hareketle Uzak Doğu sporlarınında onaylanarak teşvik ve tavsiye edildiğini söylememiz mümkündür. Demek ki İslam Dini açısından bir “beden ve ruh eğitimi tekniği” olarak bu sporlarla uğraşmak uygun görülmüş hatta övülmüştür. Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken çok önemli bir husus daha vardır ki, o da bu sporların dini ve felsefi boyutudur. Uzak Doğu sporlarının kendi oluştukları coğrafyanın dinini ve felsefesini yansıtmaları gayet doğaldır. İşte İslam açısından meselenin bedeni ve ruhi faydası yanında bir diğer püf noktası burasıdır. Burada önemli olan bu dînî ve felsefî unsurlardan hangilerinin bizim dinimize ve kültürümüze uygun olup olmadıklarının belirlenmesidir.

 

Örneğin; Aikido’da olduğu gibi sporcuların birbirlerine karşı secdeye benzer bir ritüeli yerine getirmelerinin İslam dini açısından sakıncalıdır. Nitekim, yapılan girişimler sonucu Hapkido’da da bulunan bu ritüelin, Müslümanlar tarafından uygulanmamasına karar verilmesi memnuniyet vericidir. İşte bu noktada yapılması gereken beden ve ruh eğitimi ile ilgili bir teknik olarak bu sporların alınması, ancak İslam inancına, kültürüne ve felsefesine aykırı olan dini ve felsefi yönlerinin İslam anlayışına uyarlanmasıdır.

Çok önemli diğer bir konu ise sportif faaliyetlerin kumara âlet edilmesi kesinlikle yasaktır. Günümüzde yaygın olan Spor-toto, Spor-Loto ve Ganyan gibi müesseselerin, halkı kumara ve haksız kazanca götürmesi ve alıştırması sebebiyle İslâma ters düştüğü açıktır. Bütün sportif faaliyetlerin, bu tür haram yollara âlet edilmeksizin sade ve temiz bir ruhla yapılması en doğru olanıdır.

Sünnetteki genel ölçüler çerçevesinden bakılırsa yarış, koşu, yüzücülük, binicilik, atıcılık, güreş;günümüzde ise birer Uzakdoğu sporu olan judo, tekvando, karate ve eskrim gibi spor dallarından her biri,hem geliştirici, hem de geleceğe hazırlayıcı bir özellik taşıması açısından imkânlar ölçüsünde gençlere öğretilmelidir. Bu spor dalları ve meşru çizgide kalan diğer oyunlar çocukluk döneminde bir gelişme ve eğlenceye vesile olurken, gençlik döneminde bir hareketlilik ve deşarjı temin eder, ileri yaşlarda ise durgunluğun doğuracağı çeşitli rahatsızlıklara karşı bir savunma ve korunma görevi yapar.

Spor değişik düşüncede ve inançta yer alan insanları birleştiren, biraraya getiren, yer yer sevindiren, zaman zaman eğlendiren ve bazen de ağlatan bir özelliğe sahiptir. Ancak bunun da kendi sınırı içinde kalması gerekir. Bu sınır aşıldığı zaman fanatik taraftarlıklar sonucu kavgalara, bazen yaralamalara ve hatta öldürmelere kadar varan olumsuzluklara sebep olabiliyor. Bu sınırın korunmasında en önemli esas ise iman ve ahlâkın yapıcı ve birleştirici yönüdür. Bunun yanında, spor, insana yaşama azmi, ibadet aşkı, çalışma şevki verir ve gönül rahatlığı sağlar. İnsanın belli kabiliyetlerini geliştirir. Gençlerin enerjilerini boşaltmalarına vesile olur. Dinî ve manevî değerlerine sahip olan sporcunun inancı, ahlâkı ve yaşantısı gençler için iyi bir örnek olabilir. Şuurlu hareket edilirse kollektif yani toplu halde yapılan sporlar insanın sosyalleşmesine ve medenîleşmesine de yardımcı olur. Birlikte iş görmeyi, yardımlaşmayı, ortak hareket etmeyi temin eder. Ortak duygu ve düşüncenin ortaya çıkmasını ve paylaşımını sağlar. İnsanı disiplinli olmaya alıştırır, hareket ve faaliyet altında tutar. Spor sayesinde belli seviyede bir milletin kendine olan güveni tesis edilebilir. Devletlerin dış dünyada kendi gücünü göstermede bir araç olarak kullanılabilir.                                                           

Spor, kötü alışkanlıklardan alıkoyma, kardeşlik bağlarının kuvvetlenmesi, başarı ve başarısızlık kavramının öğretilmesi, kurumlar ve sporcular arasındaki centilmence rekabetin sağlanmasına da katkıda bulunur.

Sporla ilgili birkaç tavsiyeyi şu şekilde sıralamak mümkündür. Sporu yaparken, oynarken veya seyrederken asla kötü sözlerin söylenmesine meydan verilmemeli; Sporu yapanlarin, oynayanların ve seyredenlerin eğitimlerini ve zaruri işlerini terk etmeye varacak kadar zaman israfına yol açmamalı; Pratik edilen spor ve oynanan oyunlar hiçbir şekilde (spor-toto, spor-loto ve altılı ganyan gibi) kumara alet edilmemeli; Farz ibadetlerin zamanında yapılmasına engel olmamalı; İnsanın bedenen zarar görmesine ve ölümüne sebep olacak kadar tehlike arz etmemeli; Çevreyi rahatsız edecek kadar aşırılıklara meydan vermemeli; Kıyafet ve sair noktalarda, Kur’ân ve sünnetle ruhsat verilen ölçülerin dışına çıkmamalı.

Sporun insan vücuduna fayadaları ise şöyledir. Günlük hayatımızın getirdiği yoğun stresi üzerimizden atma adına spor yapmak önemli bir etkendir. Günümüzde doktorlar, düzenli egzersiz yapmayı veya herhangi bir spor dalıyla uğraşmayı hararetle tavsiye ediyorlar. Düzenli spor yapanlar, kasların kuvvetlenmesinden, şişmanlık riskinin azalmasına, düşünme potansiyelinin artmasından, yaşlanma sürecini geciktirmeye kadar pek çok konuda insanın sağlığına ciddi katkısı olduğunda hemfikirler.

Ayrıca, her gün yapılan bedensel egzersizler, sporun sağlık için önemini daha da belirginleştirir. Bu egzersizlerin amacı, kemiklerin, eklemlerin, kalp-damar sisteminin ve fonksiyonlarının en uygun şekilde çalışmasını sağlamaktadır. Dayanıklılık sporları (Uzun mesafe koşuları, bisiklet, uzun mesafe yüzme vb.) yapanlarda kroner arter hastalığı, hipertansiyon ve şeker hastalığı daha az görülmektedir. Uzun süre hareketsiz kalan insan bedeni hareket yeteneğini kaybeder ve sağlık problemleri doğar. Sporla ilgilenenlerin amacı, beden ve ruh sağlığını geliştirmek kendine güven kazanmasını sağlamak ve üst düzey performansı elde etmektir.

Hem spor, estetik yönden de önemlidir. Hz. Peygamber'in tavrı ve beyanları bunu gösteriyor. Örneğin Resûlullah hayatının her döneminde göbeğinin göğüs hizasını geçmemesini sağlamıştır. Konuyla ilgili ve uyarı niteliği taşıyan Peygamberimizin bir hadisini sizlerle paylaşmak istiyorum '' Ümmetim adına en çok korktuğum şey, göbek iriliği, uyku düşkünlüğü ve tembelliktir ''

Genel anlamda, sporla ilgili kısaca ve özet olarak şunu söylebiliriz:

İslam'ın temel prensiplerine ters düşmemek ve koyduğu ilke ve kurallara uymak şartıyla, sporun her türlüsü faydalı olarak nitelendirilir.